En Zorunu Başarmak Gerek...
Sadece kendin ol...
Kendini 50 yaşında gibi hissettiğini düşündü. Sonra 50 ne ki dedi 60 yok yok 80.
Birden anlayıverdi , yaşlı hissetmenin yaşla bir alâkası yoktu. Umutlarını tüketip hayallerini kaybedince yaşlanıyordu insanlar.
Ortayaş krizi yolun sonuna yaklaşıyor olmaktan değil, yollardan birisini seçip ilerledikçe diğerlerine gitme umudunun kalmamasından kaynaklanıyor bence.
Beklenenin gelmemesinden çok daha kötü birşey var hayatta ; o da, gitmesi gerekenin bir türlü gitmemesi...
Adam kadını çok seviyordu.
Kadın adamı çok seviyordu.
Seviyordu.
Adam çok sevmek nasıl olur biliyordu.
Kadın adamı seviyordu.
Öğreniyordu.
Adam sürekli sorguluyordu.
Kadın adamı çok seviyordu.
Uyguluyordu.
Bir sabah adam kadına baktı.
Sevdiği kadın sevdiği kadın değildi artık.
Gözlerine inanamadı.
Bir sabah kadın aynada kendine baktı.
Kendisi kendisi değildi artık.
Gözlerine inanamadı...

İnsanoğlu nasıl kör olabiliyor. Ve sağır. Bütün sesleri terk edip susabiliyor. Ve taşa dönebiliyor deli dolu yaşaması gerekirken.
Farkına bile varmıyor üstelik.
Yıllara böldük... Aylara... Haftalara... Günlere... Saatlere...
Küçülttükçe küçülttük.
Sonra birer birer harcadık hepsini.
Hep konuşuyoruz. Havalar, sular. Çocuklar. Hiç boşluk bırakmıyoruz. Susmamak gerek.
Hep bir yerlere yetişiyoruz. Ya da aklımız bir yerlerde oluyor. Gözümüzün önündekini fark etmeden geçiyoruz.
Hep yorgunuz. Durup dinlenmeye hiç vaktimiz yok. O kadar çok şey var ki yapacak. Ooooo...
Hep kalabalıklara karışıyoruz. Ben, sen, biz, siz...
Koşu bantındayız sanki, bir an dursak, düşeceğiz...
Sen yola devam edersin.
İçindeki çığlık yükselir gitgide.
Daha ne kadar duymazdan gelebilirsin ki?
Ama yolda yürümek kolaydır
Kendini dinlemekse , cesaret ister.
Yağmur yağmadan şemsiye açıp dolaşmanın bir anlamı yok.
Düşmeden ağlamanın.
Bütün iplerini elinden tutamazsın hayatın
Bırak olacağına varsın...
Konuşmak suç
Susmak suç
Gülmek suç
Ağlamak suç
Yaklaşmak suç
Uzaklaşmak suç
Açmak suç
Kapamak suç
Köşeye sıkıştırmak diye buna derim ben
Dışarıda rüzgârın önünde hiçbir şey duramıyordu. İçerde ben ayaklarımı uzatmış örgü örüyordum. Vazoda rengârenk çiçeklerim. Başucumda sıcak çayım. Yanımda sevdiklerim. Çocuklarımın odalarından gelen sesleri TV nin sesini bastırıyordu. Ekranda insanlar savaşıyordu, ölüyordu. Fırtınadan kayıklar batıyordu. Kimileri yaşlanmamak için servetler döküyor, kimileri çocukluklarını yaşayamıyordu. Dışarda rüzgârın önünde hiçbir şey duramıyordu.
Sadece yazmak istersin. Sanki birşeyler çırpınıyordur kafanın içinden dışarı çıkmak için. Sanki bir başlasan sonu gelmeyecektir kelimelerin. Sanki varlığının amacı budur.
Ama bütün kelimeler kaçıverirken ellerinden bir türlü başlayamazsın. Kelimeler mi kaçıyordur gerçekten, yoksa sen mi beğenip alamıyorsundur birisini. Yasak kelimeler vardır. İmkânsız kelimeler. Yanlış anlaşılabilecekler. Yazdıktan sonra hemen sildiğin. İddialı kelimeler. Sönük kelimeler. Boş kelimeler. Sen dolduramadıktan sonra. Geriye pek birşey kalmaz elinde.
Doğdun. Gözlerini açtın. Ağladın. Gülümsedin. Büyüdün. İnsanları tanıdın. Hayal kurdun. Umut ettin. Öğrendin. Yollara çıktın. Seçimler yaptın. Kalabalıklara karıştın. Aradın. Kayboldun. Unuttun.
Dönüp baktın, sen, ben, o . Hiç fark etmiyor.
BİR...
Gün yirmidört saat, geçiyor bir şekilde. Biliyorsun, işler güçler var. Koşturuyoruz nereye yetişmeye çalıştığımızı bilmeden. Yoruluyoruz. Yorgunluğumuz yaptıklarımızdan değil yapamadıklarımızdan. Gece yatağa atıyoruz kendimizi. Sabaha herşeyin farklı olacağını ümit etmeye çalışarak. Kararmamak için geceyle birlikte ne kaldıysa elimizde ona tutunuyoruz. Kulaklarımızda bir boşluğun uğultusu. Düşüncelerin arasında ama düşünmekten uzakta. Durup bakmadan ardımıza, kendimizden kaçıyoruz.
Yaşıyoruz...
İçimde bir çığlık, sessizlik ellerimde.
Kaybolmuşum bir kere ne fark eder nereye gitsem.
Dakikalar sürükleniyor, günler koşuştururken.
Geçmişte kalıyor eteklerim, bugünde ben.
Dünya kendi halinde, umursamıyor.
Sen umursamıyorsun, sana dokunmadıkça.
Onlar umursamıyor.
Kimseler kimseleri duymuyor
Herkes kendi çığlıklarının yankılarında.
Çıt yok .
Vakti geldiğinde ayağa kalkmayı bilmeli bir insan.
Uzanıp dinlenmeyi vakti geldiğinde.
Vakti geldiğinde konuşmayı bilmeli bir insan.
Susmayı vakti geldiğinde.
Vakti geldiğinde sarılmayı bilmeli bir insan.
Ve bırakıp gitmeyi herşeyi vakti geldiğinde.
Yaşamayı bilmeli bir insan deli dolu.
Ve fazla uzatmadan ölmeyi vakti geldiğinde.
Akşam... Yeni başlayan kışa inat ılık, sakin bir hava. Elimde bir fincan çay, oturuyorum bahçede. Huzur işte tam böyle birşey olmalı, olmalı ama. Öyle bir his var ki içimde , sanki çok uzak bir yerde unutulmuş bir çocuk hıçkıra hıçkıra ağlamakta. Bütün sesler susmuş bir onun sesi çınlıyor kulaklarımda.
Hep daha fazlasını aradık, hiç olmazsa arada durup soluklanarak bir fincan kahvenin, iki dost sohbetinin tadı çıkartsaydık. Günler gelip geçti , gözümüz hep ilerde. Orada sadece ölüm vardı oysa, yaşamak bugündü, anlayamadık.
Sıradan bir kadınım sıradan zevkleri olan. Çayımı fincanda içerim, ekmeğimi kızarmış severim. Yağmurdan sonra odama dolan toprak kokusuna gizlenmiş tüm hayallerim. Dağılanı toplarım, kirleneni temizler, ütülerim tüm kırışıklıkları. Elimden kurtulmaz hiçbir şey. Bir kendime geçmez sözüm, dağıtırım, kirlenirim, kırışırım günden güne, aynalardan kaçar resmim. Arada bir eski püskü anılarda koskocaman hissederim, kalemi alınca elime kendimi görüp kâğıtta küçücük bir noktaya sığıveririm.
Anlamıyor musun küçüğüm, aramana gerek yok onu biryerlerde, yaşamak dediğin şey zaten sensin...
Güneş doğuyor, batıyor. Ağaçlar çiçekleniyor, meyva veriyor, sararıp döküyor yapraklarını. Yaz sıcakları kış soğuklarına bırakıyor yerini. Biliyorum. Haklısın herşey geçici...
Ama unutma, çıplak dallar yeşilleniyor yeniden, geceler aydınlanıyor, karlar eriyor sımsıcak güneş sarıyor dünyayı. Görmüyor musun? Umut hep var...
Göreceğim ne varsa gördüm ve bitti. Yapacağım ne varsa yaptım ve bitti. Olacağım ne varsa oldum ve bitti. Seveceğim ne varsa sevdim ve bitti.
Bir arkama bakıyorum bir de önüme. Gözlerimle gözgöze geliyorum aynada. Soğuk üşütmüyor beni. Bulutlar karartmıyor içimi. Rüzgâr sürüklemiyor biryerlere.
Farkına varıyorum birden.
Yaşadığım ne varsa öldüm ve bitti...
Kelimeler ne kadar küçücük kalıyorlar anlamlarının yanında. "Sevmek" diyorum dünyaları kaplıyor. "Korkmak" diyorum kuytulardan çıkıp bir koskocaman dev oluyor karşımda. "Ben" diyorum kaç kişi var sayamıyorum içimde. Oysa kâğıt üzerinde hepsi hepsi kısacık bir kelime.
Yok söyleyecek bir şeyim aslında, sadece yazmak istedim. Harfler bir araya gelsin, sözler beni sarsın istedim. Hayat çok güzel geldi birden, güneş oldum koskocaman, sıcacık. Buralardan sonsuza ulaşıp buz tutanları ısıtmak istedim.Kapattım gözlerimi. Bir gül filizlendi içimde. Bir damla süzüldü yüreğimden.
Kimse kimseyi dinlemiyor. Başka ağızlardan dökülse de sadece kendi sözlerimiz duyduklarımız, diğerlerine kapalı kulaklarımız.
Bazıları o kadar aralıksız konuşuyorlar ki hemen anlaşılıyor çok korktukları. İçinde huzur yoksa sessizlik kâbus gibi gelir insana.
Artılar eksiler birbirlerini götürmüyor gerçek hayatta. Hepsi duruyorlar oldukları yerde, yanyana.
Pırıl pırıl bir güneş vardı yola çıkarken. Işıl ışıldı etraf. Keyifle ilerliyor geride bırakıyorduk herşeyi. Zaman evler, ağaçlar, insanlar gibi akıp gidiyordu yanıbaşımızdan. Biz sanki duruyorduk.
Bulutlar kaplıyordu bazen etrafı. Gökyüzü yağlıboya tablo gibi. Camlarımızı yağmur yıkıyordu. Bulutlar, dağlar, yağmurlar gibi akıp gidiyordu zaman yanıbaşımızdan. Biz seyrediyorduk.
Akıp gitti zaman evler, ağaçlar,insanlar, dağlar, yağmurlar,bulutlar gibi hızla, bir varmış bir yokmuş misali. Günün birinde son durağa varınca bir baktık, ne bir çiçek kokusu, ne yağmur damlası sinmişti üzerimize, korunmaktan. Sadece seyretmekten başka bir şey yapmadan, geldiğimiz gibi gidiyorduk...
Şimdi ben bu makyajı yapmasam, bu gülümsemeyi takmasam dudağıma. Şimdi ben saçlarımı dağınık bıraksam, silsem ojelerimi, süslü püslü kahkahalarımı sustursam.
Daha mı ben olurum?
Yoksa tamamen silinir miyim dünyadan?
Sen "sen" olarak kalacaksın hep, ben de "ben". Arada bir kaçamaklarda "biz" olacağız. Sonrası...
Sonrası halat çekme yarışı.
Rüzgarla dans eden yapraklar üzerinde
Oynaşıyordu gün ışığı
Bir küçük gonca açmış
Kucaklıyordu yaşamı
Minik kuş cıvıldıyordu
Her şey öyle güzeldi ki
Baş döndürüyordu
Benim başım
Seni düşünmekten
Zaten dönüyordu…
20 Ekim 1991
Üzerini örtmüşüz dallarla, çiçeklerle rengarenk. Altında koskocaman kapkara bir boşluk. Üzerinden atlıyor, kenarından geçiyoruz.
Bazen "Tuzu uzatır mısın?", "Film seyredelim mi?" gibi manalı cümlelerin dışında konuşmak o kadar saçma geliyor ki. Korkuyorum kendimden.
"Ben şöyle düşünüyorum."
"Bunu dinlerim."
"Çocuk yetiştirmede..."
"Harika şeyler vardı indirimde hepsini denedim.."
Ne yani? Nereye götürüyor bu bizi?Hiç.
Susup oturalım işte...
"Kapıyı kapa!"
Bitti...
Nereye gideceğimi seçmesi o kadar zor olmazdı aslında
bir yol ayrımına geldiğimi fark etseydim eğer
Tatil dediğimiz şey A noktasından kalkıp hiç mola vermeksizin B noktasına varmak ve orada aynı eskisi gibi kalmak olmamalı sanırım.
"Büyüyünce ne olacaksın?" sorusunun cevabını bulamadım hala. Belki ondandır yerinde saymam hayatta.
Eğer görebilseydin yaprağın üzerindeki çiy tanesini. Ve bulutların çizdiği resmi gökyüzünde. Duyabilseydin dalgaların coşkulu şarkısını veya ağaçların fısıltısını rüzgar eşliğinde. Rastlasaydın bir dağ çiçeğine bir kayanın çatlağından uzanan dünyaya. Yağmur sonrası toprak kokusunu çekebilseydin içine. Ve dilek tutmayı bilseydin bir yıldızın kaydığını gördüğünde. Hissedebilseydin ayışığının büyüsünü. Fark edebilseydin denizde yüzen güneş parçacıklarını. Sormazdın dünyada ne aradığını.
13 Mayıs 1994
Nasıl öleceğime karar verdim. 90 lı yaşlarımda, katıldığım keyifli bir aile toplantısının sonrasında, en sevdiğim koltuğumda oturmuş ayaklarımı uzatmış vaziyette dinlenirken dudaklarımda bir gülümseme ile uyuyakalacağım. Mutlu ve huzurlu.
9 Kasım 2004
Çok güzel düz çizgi çizerim. Gelgelelim bir araya gelip resim olmadıktan sonra pek de işime yaramıyor bu yetenek.
En son ağladığımda
Küçük bir çocuktum
Düşmüştüm
Yara bere olmuştu elim kolum
Acımıştı canım
En son ağladığımda
Gençkızdım
Aşık olmuştum karşılıksız
Ne yapsam bir sey değişmeyeceğini
Anlamıştım
En son ağladığımda
Doğumgünü pastasını üfleyeceği günde
Babam ölmüştü
Ölmez yılan olması gerekiyordu ellerinin
Hep ellerimde
Alışamadım
Dün gece
Çok yalnızdım
Düşmüştüm
Ellerim yara bere olmuştu
Karşılıksızdı aşkım
Babam ölmüştü
Ağladım...
Her yolculukta evlerin, yolların, ağaçların değil zamanın akıp gidişini seyrederim penceremdem.
Haydi söyle bana aslında öyle bir yer yok değil mi? Öyle insanlar, öyle doğa. Haydi söyle aslında öyle sevgiler yok de. Öyle aşklar, öyle mutluluklar. Öyle yeşil, öyle mavi, öyle kırmızı, öyle pembe. Haydi söyle, öyle beyaz yok de. Öyle cıvıl cıvıl. Öyle çiçek çiçek.Haydi söyle bana, aslında öyle bir şarkı yok değil mi? Öyle masal. Öyle ev. Öyle bahçe. Haydi söyle, öyle deniz yok de. Öyle dalga, öyle güneş. Öyle kum. Öyle sonsuz. Öyle bitmez. Haydi söyle bana aslında öyle dopdolu bir yaşam yok değil mi? Öyle kıpır kıpır. Öyle koşulsuz. Haydi söyle, "yok öyle şeyler" de.
7 Haziran 1994
Sen hiç kendini boş bir şişe gibi hissetin mi? Ya da kapının kenarındaki çatlak. Tavandaki leke. Paspastaki toz. Öylesi hissiz. Hiç kendini balkon kenarındaki korkuluk, denizin üzerinde yüzen çöp, kaldırımdaki taş gibi hissettin mi? Geometri defterine çizdiğin doğru parçası, masanın üzerindeki silgi kırıntısı, lavabodan dökülen su. Öylesi anlamsız, öylesi duygusuz. Öylesi saçma sapan. Hiç kendini gereksiz hissettin mi? Ve istedin mi kırılmak bir bardak misali. Darmadağın. Karman çorman. Geri dönmemecesine yok olan.
17 Mayıs 1994
Koskocaman bir hiç avuçladı sonsuzluk denizinde. Sahte parıltılar kamaştırmıştı gözlerini.Anlayamadı. Herşey başkalarınındı. Doğruları, yanlışları, umutları. Gürültüler engellemişti duymasını içindeki şarkıyı. Anlayamadı. Tek başına kalsa bilemezdi ne yapacağını. Tanımazdı kendisini. Gördüğü rüya bile geceleri, yabancıydı. Anlayamadı. Koskocaman bir hiç avuçladı sonsuzluk denizinde. Gece lambasını güneş sandı. Bardaktaki suyu deniz. Günler, günler boyunca yerinde saydı. Anlayamadı.
7 Haziran 1994
Eğer aradığın şeyi bilmiyorsan bulamamak şaşırtıcı olmamalı. Ve eğer ağlamak istiyorsan ağlamalısın. Eğer kendini yalnız hissediyorsan, çevrende kimse yok demektir. Eğer için dolu dolu gibi geliyorsa, yıllardır biriktirdiklerindendir. Eğer nereye gideceğini bulamıyorsan , otur oturduğun yerde. Eğer kendini sevmiyorsan başkalarının sevmesini bekleme. Eğer birisi üflediğinde yıkılıyorsa umutların, umudun yok demektir. Eğer başkaları soru işaretleri uyandırıyorsa, doğrularına inanmadığın söylenebilir. Eğer sen inanmıyorsan doğrularına başka kim inanacak? Eğer kendini dağıtmak istiyorsan, önce birşeylere sahip olmalısın dağıtacak..
Hayat yaşadıkça benim olur. Gördükçe, sevdikçe, dinledikçe, dokundukça, söyledikçe, sevdikçe. Geride kalmaz hayat.. Ben olur. Zaman zaman "biz" cıvıltısında, zaman zaman " o" merakında. Yanıbaşımda. Geçip gitmez hayat. Gelir , birleşir, eklenir anılarıma. Var olur. Hayatımın kalan kısmı yoktur. Nasıl hayatım derim bilmediğim, görmediğim zaman dilimine, yaşamadan. Gördüğüm hergün kardır bana. Bir şarkıda, bir gülüşte, bir gözyaşında yaşarım. Her saat, her dakika, her an çoğalır, yenilenir, büyür hayatım.
27 Haziran 1994
Yaşamak yağmurda ıslanmaktır, çimenlere uzanmaktır, sevdiğini söylemektir, deniz kıyısında kumdan kaleler yapmaktır - yıkılacağını bile bile sadece yapma zevkini tatmak için- , çocuklarla oyun oynamaktır altalta üstüste, sarılmaktır sevdiklerine, dalından meyva kopartmaktır, başkaları ne der diye düşünmeden gülmektir kahkahayla, dans etmektir. Yaşamak duygularını dinlemek, başkalarının doğrusuna sıkışmadan kendi yolunu açmaktır. İster sessiz sakin, ister kıpır kıpır, ister deli dolu, ister çığlık çığlık. Düşmek, kalkmak, yeniden yola devam etmektir yaşamak. Her defasında daha güçlü, daha bilgili, daha istekli olarak.
ÖYLE OLMALISIN Kİ GÖZLERİN KAPALIYKEN GÖRMELİSİN. VE DUYMALISIN ÇOK UZAKLARDAKİ BİR KUŞ SESİNİ. RÜZGARI HİSSETMELİSİN DÖRT DUVAR ARASINDA, BİLİNMEZ BİR YERLERDEN ÇİÇEK KOKULARINI GETİRMELİ SANA. ÖYLE OLMALISIN Kİ ELİN KOLUN BAĞLIYKEN BİLE DOKUNABİLMELİSİN SEVDİĞİNE. VE ISLANMALI SAÇLARIN ÇÖLÜN ORTASINDA. KONUŞMADAN DA SÖYLEYEBİLMELİSİN İÇİNDEKİNİ. ÖYLE OLMALISIN Kİ KIŞIN GÜNEŞ ISITMALI İÇİNİ. VE BİR GÜVERCİNDEN ALMALISIN HABERİ. YILDIZ YILDIZ PARLAMALI GÖZLERİN. ÖYLE OLMALISIN Kİ AĞLARKEN GÜLMELİSİN DOLU DOLU. KAÇARKEN YAKALAYIVERMELİSİN UCUNDAN BİRDENBİRE. GİTSEN DE GELMELİSİN. VE YAŞAMALISIN ÖLSEN BİLE.